islamiyet ve cevabını bulamadığım sorular

allah arapça yazısı

Allah’ın isminin Arapça yazılışı

Burada Hz. Muhammed tarafından vahiy meleği Cebrail tarafından Allah katından aktarılan Kuran-ı Kerim’i okurken aklıma takılan birkaç noktayı özetle size aktaracağım. Bunu yapmaktaki maksadım beni ve birçok insanı yakından ilgilendiren bir kitabı, çevrelediği düşünce sistemi ile birlikte bir insanda uyandıracağı soruları mantık süzgecinden geçirmektir. Maksadım bir saldırı değil, bir insan olarak aklıma takılan soruları ve kendi mantık sistemimden devşirdiğim düşüncelerimi sizlerle paylaşmak. Eğer benim gördüğümün ötesini gören varsa lütfen bilgisini paylaşmamazlık etmesin. Dilerseniz başlayalım.

Dua eden çocuk

Bize şah damarımız kadar yakın Allah dilese bize mesajını iletemez mi?

Allah ile kul arasına neden peygamber girer?

Kuran-ı Kerim en son ve evrensel din olan İslam’ın tamamlayıcısı, son aşamasıdır. Son gelen peygamber Hz. Muhammed, tüm insanlığa gelmiştir ve bu nedenle İslamiyet evrensellik iddiası taşır. Ancak Kuran indiğinde ve sonraki yüzyıllarda birçok insan (milyonlarca diyebiliriz) bu evrensel mesajdan mahrum kaldı. Bırakınız uzak kıtalarda ya da ülkelerde olanları Hz. Muhammed vefat ettiğinde dahi Kuran-ı Kerim kitap haline getirilememişti. Yani o devirde Mekke’de yaşayan insanlar evrensel mesajı (Kuran hafızları dışında) ayet ayet, kısım kısım biliyorlardı. Okuma yazma bilenlerin sayısı da oldukça azdı. Yani Kuran, dolayısıyla Allah ve insanlar arasında birçok aktarıcı vardı.

Mesajın tamamına hakim değillerdi. Uzak ülkelerde, kıtalarda yaşayanların ise bu olanlardan haberi bile yoktu. Belki de milyonlarca insan Kuran’ı, Hz. Muhammed’i duymadan, bilmeden daha önceki yanlış inanışlara kapılarak (semavi yada putperest olarak) yaşamını yitirdi ve bu dünyadan göçtü. Ayrıca çeviri bilimi ile uğraşanların çok iyi bildiği gibi bir dilden çeviri yapıldığında asıl metin ile çevrilmiş metin arasında bariz anlam kayıpları, sapmaları oluyor.  Kısacası, Allah’ın evrensel mesajının saf haline ulaşmak neredeyse imkansız gibi.

İnsanın aklına şöyle bir soru takılıyor; her şeye gücü yeten, her şeyi bilen Allah, mesajının asıl hedef kitlesi olan insanlara ulaşamama ya da ulaştığı insanlara kaynağındaki saflığıyla (lekelenmeden, üzerine ekleme yapılmadan)  ulaşamama ihtimalini hiç düşünemedi mi? Ya da Allah kullarına mesaj iletirken neden araya melek, peygamber, kitap, hafız, alim, hoca vs. gibi aracılar koyuyor? Bizler onun yarattığı kullarız, Kuran’da da ifade ettiği gibi bize şah damarı kadar yakın olan Allah, mesajını iletmek için neden aracı kullanıyor da bizimle muhattab olmuyor?

İslamiyet'in kutsal kitabı kuranı kerim

İslamiyet’in ve Müslümanların kutsal kitabı Kuran’ı Kerim

Allah’ın editörlüğüne güven yok mu?

Bilindiği gibi Kuran mealleri iki çeşit derlenmiştir. Birincisi iniş sırasına göre, ikincisi ise Kuran’daki sırasına göre 🙂 Tabir bile kendi içinde bir çelişki yaşıyor. Mevcut tarih bilgilerine göre Kuran, üçüncü halife Hz. Osman döneminde kitap haline getirilmiştir. Bu esnada Kuran sureler şimdiki haliyle tasnif edilmiş ve sure adları verilmiştir. Basılı olan Kuran örneklerinde yer alan surelerin hemen hemen hepsi Hz. Osman dönemindeki şekliyle hazırlanmaktadır. Yani Hz. Muhammed’e geldiği kurgusuyla okumak isteyenler internete girip iniş sırasına göre okumalılar. Neden böyle bir yola gidildiğine dair herhangi bir bilgiye ulaşamadım ama Allah’ın Cebrail aracılığıyla Hz. Muhammed’e indirdiği şekliyle neden Kuran basılmıyor anlamış değilim. Bilindiği gibi kurgu, özellikle edebi metinlerde yapıtın ruhunu kökten değiştirecek bir güce sahip. Adeta ona ruh katan metnin kurgusudur. Allah’ın Kuran içindeki kurgusuna ve O’nun editörlüğüne, diğer bir ifade ile işini burnunu sokup onun indirdiği kitabın içindeki surelerin yerleri neden değişir sizce? Ben tarihsel bağlamı korunmuş iniş sırasına göre okudum ve insana verdiği ilk his bir isyan hissi. Haksızlığa, zulme ve dünyayı ele geçirmiş kodomanlara, padişahlara, krallara, beylere karşı. Sakın bu hissi ortadan kaldırmak istemiş olmasınlar 🙂 Ve bu müdahale mesajı çarpıtmak, manasını bozmak değil midir?

İslam ile ilgili sorularım devamı gelecek…

Reklamlar

20 responses to “islamiyet ve cevabını bulamadığım sorular

  1. Merhaba,

    Ben bu sorularin yanitini aramaya gerek gormeyecek baska bir soru sorup yanitladigim icin, bu tartismaya girmek istemiyorum. Bloguma gostermis oldugunuz ilgiden dolayi tesekkur ederim.

  2. Cesaretle sorulan sorular önemlidir. Bunun için tebirikler..
    Blog yazımın altına yaptığınız yorum, buradaki yazınız değerlendirilecektir.
    Birde, “din konusunda bilgili” olduğum filan yok, ne bir tahsil, nede bir hacı-hoca eğitimi öyle bir şey yok. eğer Din konusunda bilgi elde etmek isterseniz gidilecek yer bellidir -diyanet/ilahiyat fakülteleri- bizim bunlarla bir alakamız olamaz.
    Kısmetse, yukarıdaki konularda bir iki kalem oynatılır…
    Tefekkür ibadetlerin en önemlisidir.
    Görüşmek üzere-Mahmut EMİN

  3. Ihsan Eliacik’in sitesinde yazdiginiz yorumdan dolayi blogunuza yonlendim. birinci sorunuzun cevabi Ihsan Eliacik’in vahiyle ilgili bir yazisinda mevcuttur. Allah’in herkesle konustugunu, vahiyin sadece peygamberlere gelmedigini belirtir. bunun adini bizim ”vicdan” olarak adlandirdigimizi, peygamberimizinkinin ise bir vicdan patlamasi olarak bu sekilde bir risalete dondugunden bahseder.

    • Öncelikle yazımı okuduğunuz, sonrasında bilgi aktardığınız için teşekkür ederim. Evet bir vicdan var ama din yüzyıllardır vicdanımıza göre değil Kur’an a, Hadislere, Alimlere, Şeyhlere, Dervişlere göre şekillendi ve toplumları şekillendirdi. Böyle bir dünyaya gelen insanoğlu toplumun, maalesef eklemeler, batıllarla uydurulan dinin ve mezheplerin baskısından vicdanının sesini dinleyebilir? Bu insan için çok ağır bir yük değil mi? Ki Allah kimseye taşıyamayacağından ağır yük vermeyiz demiştir.
      Size zahmet olmazsa İhsan Eliaçık’a ait o yazının linkini bana gönderir misiniz?

  4. Ikinci sorunuzun cevabi da ayni sekilde Ihsan Eliacik’in bircok yazisinda mevcuttur. Tesbitinizin dogru oldugu kanatindeyim. Onun meali de ayni sekilde nuzul sirasina goredir zaten. Ihsan bey’in tum anlattigi sey Islamin dinsizlige karsi degil, mevcut uyduruk dine, tiranlara , haksizliga, adaletsizlige, paraya tapiciliga, fakiri hor gorenlere, iktidarinin kaynagini dine/tanriya dayandirip da sulaleler boyunca saltanat surenlere karsi geldigine dairdir. okuyunuz lutfen, cok faydalanacaksiniz.

  5. Merhaba efendim, her müslümanın olması gerektiği kadar ben de dinimi öğrenmeye çabalıyorum. Ben meramımı misallerle açıklamayı severim. Bu merak ettiğiniz hususta da şunu öncelikle kabul etmek gerek ki, tüm kainatı en ince detayına kadar tertip edip, sanki çeşit çeşit nebülozlardan atom parçacıklarına, hayvanat ve nebatatın her birine şuurlu gibi iş görecek sevkiyatı sağlamış olan Rabbimiz, bir azim ve kudretli padişah gibi hükmünde ve iradesinde hürdür, bağımsızdır. Bir küçük hizmettar mesabesindeki bizler o Şaha dil uzatıp neden bu kadar sarayın var, neden bu vazifeleri bize gördürüyorsun, diyemeyiz. Aynen misaldeki gibi Yüceler Yücesi Rabbimizin tercihi tüm tercihlerin üzerindedir. O Kur’an-ı Azim-üş Şan gibi her kelimesi birer işaret ve dimağlara saplanan ok gibi aziz bir kitabı bizlere takdim etmiş ve bu dünya durağında yapılması gerekenleri, bir yaşam kılavuzu gibi ellerimize tutuşturmuştur. Şayet Kur’an inmeseydi, hiçbirimiz neden dünyaya geldiğimizi, yaşamın gayesini anlayamayacak, yapmamız gerekenleri bilemeyecektik… Rabb-i Rahimimiz, ateşin etrafında dolanan evladını ateşten kurtarmaya çalışan bir anne gibi, önce ona ateşin zararını öğretiyor, ona tembihte bulunuyor. Sonra bunu yazılı- sözlü olarak ifade buyurduktan sonra: bak, bu söylediklerim soyut ve muğlak kalmasın, ateşten korunmanın yolu ve yöntemi böyledir, evet sana bunu Kur’anımda açık açık söyledim; şimdi de En Sevdiğimi sana göndererek sana söylediklerimi nasıl yapılacağını canlı canlı müşahade ve tatbik etme şansı tanıyorum, diyor, zira sözel talimatlara uymak zordur ama Birinin önderliğinde köprüden geçmek çok daha basittir. İşte Rabbimiz de Efendimizi sallallahü aleyhi ve sellem, ve ona kadar gelen tüm peygamberleri bu ince mantıkla- en iyisini O bilir- kullarına Ulu bir model olarak yaratmıştır. Hem dikkatinizi çekerim, tüm peygamberler o büyük peygamberlik sıfatlarının yanında bizler gibi kul olma vasfına sahiplerdi ve bir kula ancak bir kul nasıl davranması gerektiğini fiilleriyle, sözleriyle yani saniye saniye bütün yaşamıyla gösterebilirdi. Rabbimiz de işte bunu yaptı ve o Kur’anda teoride kalan hakikatleri birer birer inci misal Paygamberleriyle pratiğe döktü. Şimdi bize düşen o teori ve pratiği özümlemek ve Rabbimizle olan irtibatımızı kaviileştirmek. Şablon hazır, tarih desen örneklerle dolu, bir adım atsak bize on adım atarak gelecek bir Yaratıcıya koşmak vaktidir.. Evet bizi de yerdeki ufacık bir karıncayı da O halketti, balığın yüzgecini de kuşun gagasını da, havanın oksijen dengesini de O düşündü ve muntazam bir şekilde düzene soktu. Tüm bu azametine ve haşmetine rağmen bize kimsenin yakın olamayacağı derecede yakın olarak da biz kullarını şereflendirdi. Elhamdülillah bize bunu idrak kabilliyeti de lutfetti. Şimdi derin bir imanla, çoşkun bir ırmak gibi: .Ya İlahi, Sensin Rabbim, Kur’andır önderim, Habibindir modelim… deme vakti. Unutmayalım, gönül sarayımızın biricik sultanı Padişahımız, bize her zaman en yakındır ve O’nun vezir-i azamı Gül Sultanımız her anını ihya ettiği hayatıyla bizim biricik rol modelimizdir.. Ne mutlu böyle bir şahın kapıkuluyuz..
    Ne mutlu o gülün bahçesinde öten bülbülüz… Sürç -ü lisan ettimse affola, efendim, sağlıcakla kalınız..

    • Efendim öncelikle yazımı okuduğunuz, sonrasında da zahmete girip yorum yazdığınız için şükranlarımız sunuyorum. Çok güzel betimlemişiniz Allah’ın kainatı ne kadar mükemmel yarattığını ancak iş mesajı kullara iletmeye gelince bu mükemmellik yerine birçok aksayan nokta görmekteyiz ve bu da Allah’ın “adalet” sıfatı ile maalesef çelişmektedir. Bir kul olarak Allah’ın bana verdiği yetkiye dayanarak sorular sorarak mesajın kullara iletilmesinde neden bunca aksaklığın olduğunu irdelmek hakkımdır diye düşünmekteyim. Ayrıca Allah’ın gönderdiği bir metne müdahale etmenin de yadsınamaz bir gerçeklik olduğunu bilinmekte ve bunun sebebine dair bir söz sizden işitememekteyim. Umarım zaman gelir bu soruların da cevabının olduğu bir anı görürüz.
      Saygı ve hürmetlerimle.

  6. Merhaba…
    Bloğuma yazmış olduğunuz yorum için teşekkür ederim…
    Dinini.. yaşamaya ve öğrenmeye çalışan bir müslümanım. Konunun uzmanı değilim.
    Amacım; dinin direği namazın önemini daha iyi kavramak için bu konu ile ilgili okuduğum ve etkilendiğim dökümanları bloğumda paylaşmak..
    Evet… Rabbimiz bize şah damarımızdan daha yakın..
    Ve dünya bir imtihan yeri, yaradılışımızın gayesi kulluk…
    Siz merak etmeyin Rabbim bir şekilde ilahi mesajını insanlara ulaştırmıştır.. Önemli olan bu mesajı alan insanoğlunun kavramı ve tavrı..

    Sormuş olduğunuz bu soru ve benzerleri değişik şekillerde sorula gelmektedir..
    Sorduğunuz ve soracağınız soruların cevabını öğrenmek istiyorsanız..
    Yeni tanıştığım ve okuduğum acizane sizlerede tavsiyem;
    Bediüzzaman’ın RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI’nı baştan sona okumanız..
    İmani konularda şüpheleri bertaraf etmek için yazılan bu Kur’an tefsirinde umarım sorduğunuz ve soracağınız soruların cevabını bulabilirsiniz…
    Selam ve selametle…

    “DİN HAYATIN HAYATI,
    HEM NURU HEM ESASI,
    İHYA-YI DİN İLE OLUR,
    ŞU MİLLETİN İHYASI”
    Bediüzzaman Said Nursi
    (Risale-i NuR Külliyatından)

    • Değer verip yazımı okuduğunuz, zahmete girip yorum yaptığınız için teşekkür ederim.
      Maalesef tavsiyenize uyamayacağım çünkü bir kere okumak için denedim ancak içinde bol miktarda Arapça ve Farsça kelime bulunmakta ve anlaşılmamaktadır. Sizden bir ricam olacak, siz bu külliyatı okuduğunuza göre eğer bu soruların cevaplarına rastlarsanız bana göndermenizi isteyeceğim.

    • Merhaba…
      Evet… Risale-i Nurda bolca Arapça farsça kelime var.. Asılarca özümlenmiş Osmanlıca… Bir imparatorluk dili…
      Ne olmuş bir Agop gelmiş.. Agopça bir dil uydurmuş ve bu millete zorla yutturulmuş…40-50 yılda 1000 yılı aşkın zamanda meydana getirilen muhassır medeniyetten edebiyattan koparılarak kurutulmak istenmiş…
      Fakat Allah’a çok şükür Risale-i Nur gibi muazzam bir eser ecdadımızla aramızda köprü olmakta.. yüksek medeniyetin, edebiyatın dilini bize tekrar öğretmektedir.. Bu eserleri anlamak için gayret etmeliyiz.. Untmamak gerekir ki zorlukla beraber bir kolaylık vardır.. Ne yazık ki bu eserlerden bazıları rahatsız olmuş.. olmayada devam edecektir…
      Önemli olan insanın AMACI… NİYETİdir. Bilmiyorum amacınız hayır mı şer mi?..
      Cenabı Allah bir insana hidayet nasip etmişse evhamlı düşünce ve suallerle zihnini meşgul etmez… Yaratılış gereği Allah(c.c) kul olma çabasındadır..
      Bir insanın hidayetten nasibi yoksa beyninde kurguladığı hayalât ile hem kendini zehirler, hemde çevresindekileri… Böyle bir insana ne söylense, ne misâl getirilse kâr etmez.. Çünkü o insanın inandığı tağutlar kendini çepeçevre kuşatmıştır..
      Benim düşüncem kısaca böyle…
      Allah(c.c) bizlere gerçek manada hidayet nasip etsin…
      İnsi, cinsi, şek, şüphe, vesvese ve evhamlardan korusun… (amin)

  7. sa
    Allah ile kul arasına peygamber girer kardeşim. Girmek zorunda. Yaratılan bir akıldan, yaratıcısını kavramasını nasıl bekleyebiliriz ki. Allah akılı, insanı, doğayı, evreni vb… kısaca herşeyi yarattı. Bizler ise O’nun yaratmış olduğu akıldan mantık yürüterek O’nunla niçin diyaloğa giremediğimizin cevabını istiyoruz. O akıl bu sikleti çekmez diyor bir alimimiz. Peygamberimizin ki de çekmezdi. Cebrail (as) o yüzden peygamberimize Rabbimizin emirlerini iletiyordu. Allah her şeyi görür ve işitir diyoruz değil mi? Yani biz öne doğru bakarken bizim görmediğimiz tarafları, hatta diğer odadaki herşeyi, hatta sokaktaki, hatta o ildeki, hatta o ülkedeki, hatta bir başka ülkedeki. Bunu daha da çoğaltabiliriz. Şimdi bu görmeyi bizim görmemiz ile nasıl değerlendirebileceğimizi aklımıza soralım. Aynı şekilde Allah herşeyi işitir diyoruz. Dünya bizden ibaret mi? Şu anda 7 milyar insan ve sayısını sadece yaratanın bilebileceği sayıda canlı veya cansız varlık. Ve Allah bunların hepsini işitiyor. Bizim işitmemiz ile kıyas nasıl olacak.

    “Hamd, Allah’a ki övenler onu lâyıkıyla övemezler; nimetlerini sayıp dökenler, onları söyleyip bitiremezler; çalışıp çabalayanlar, hakkını edâ edemezler. Öyle bir ma’buddur ki derin düşünceler onu idrâk edemez; akıl-fikir, denizine dalanlar, zâtının künhüne eremez. Bir sınır yoktur ki sıfatını sınırlayabilsin; bir vasıf yaratılmamıştır ki zatına lâyık bulunsun. Yoktur ona sayılı bir an; yoktur onun için ertelenmiş bir zaman. Yaratılanları, kudretiyle o yaratmıştır; rüzgarları, rahmetiyle o estirmiştir; yarattığı yer yüzünü, kayalarla perçinlemiş, pekiştirmiştir.

    Dinin evveli onu tanımaktır. Tanıyışın kemâli, onu tasdik etmektir. Tasdik edişin kemâli, onu bir bilmektir. Bir bilişin kemâli, ona karşı öz doğruluğuna ermektir. Öz doğruluğunun kemâli onu noksan sıfatlardan tenzîh etmektir. Çünkü bilmek gerekir ki ne sıfat söylenirse söylensin, o sıfatla vasfedilemez; her sıfat, vasfedilenden gayridir; onunla bilinemez.

    Onu vasfetmeye kalkışan, onu bir başkasına eşit etmiş sayılır. Başkasını ona eşit sayan, ikiliğe düşmüş olur. İkiliğe düşen, tecezzîsini kaail olur; tecezzîsini kaail olan, onu tanımamış olur. Onu tanımayan, ona cihet isnat eder, ona işaret eyler. Ona işaret eden, onu sınırlar. Sınırlayan, sayıya sokar. Her nerde derse, onu bir yerde sanır, ona mekân isnat eder; bir yerde diyense, başka yeri ondan hâlî sanır.

    Vardır, yaratılmaksızın. Mevcuttur, yokluktan var olmaksızın. Her şeyle biledir, beraber değil. Her şeyden gayrıdır, ayrı değil. İşler yapar; harekete, âlete muhtaç olmadan. Görendir, görülen yokken. Birdir, bir varlığa muhtaç bulunmadan, hiç bir varın yokluğunu garipsemeden. Halkı yarattı, yaratmaya koyuldu, düşünüp kurmadan, işe deneyişten faydalanmadan, bir harekete, âlete muhtaç olmadan işe koyulmadan, koyulup yorulmadan. Her şeyi vaktinde yarattı, birbirlerine aykırı olan şeyleri birleştirdi, uzlaştırdı. Her şeyde bir istîdat, bir tabiat yarattı; her şeyin maddesini ona göre düzdü-koştu. Her şeyi olmadan bilendir O; sınırlarını, sonlarını kavrayıp kapsayandır O; her şeyin gizli, açık, her yanını bilendir O.”
    diye başlar Nehc’ul Belaga. Akıl da bizim gibi yaratılandır ve akılın kabı bellidir kardeşim.

    nüzül sırasına göre tabiki basılı mushaf var.
    http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=460423
    hemen bir çırpıda bulabildiğim bu. Daha da var. Ama bu kafa takılacak bir durum değil ki. İslamın olmadığı bir zamanda o zaman ki insanların ihtiyacına göre geldi vahiy. Hatta bir çok surenin yarısı Mekke’de, diğer yarısı ise Medine’de yıllar sonra nazil oldu. Çünkü o ilk vahiy, dini inşa ediyordu. Oysa biz inşa edilmiş bir dinin hakim olduğu iddia edilen bir ortamda doğduk. Bu diziliş, yani sizin sorguladığınız diziliş bu düşünce ile yapıldı. Ama hiç bir mushaf yoktur ki, başında ya da sonunda nüzül sırası yazmasın. Bu bir ihtiyaçtır ve ihtiyacınıza tabi ki siz karar vereceksiniz. Her türlü sıradan Kuran’ı okuyabilirsiniz. Yeter ki okuyun.
    Son sözüm isyana. Unutmayın, iman isyan ile başlar. La ilahe (hiçbir ilah yoktur) illallah. (Allah vardır). Bu din insanı kula kulluktan çıkarır, sadece Allaha kul eder. Bu din babanız bile olsa tüm zalimlere karşı çıkmayı gerektirir. Bu dinde cihad ibadettir, hicrette. Ama iman herşey değildir. İman ispat ister.
    sa.

    • Değer verip yazımı okuduğunuz için, zahmet edip yorum yazdığınız için teşekkür ederim. Ancak yazdıklarınız evvelce söylenenleri tekrar etmekten öteye geçmemekte. Haddim olmayarak sizden bir ricada bulunmak istiyorum. Yorumunuzda anlamlarını bilmediğim kelimeler olmakta, bu nedenle aktarmak istediğinizi tam olarak anlamamaktayım. Örnek vermek gerekirse “vasfetmek”, “tecezzi” gibi.

      Yorumunuzda geçen “Allah ile kul arasına peygamber girer kardeşim. Girmek zorunda. Yaratılan bir akıldan, yaratıcısını kavramasını nasıl bekleyebiliriz ki.” önermesinin öncelikle kaynağını ve gerekçesini sizden öğrenmek istiyorum.

      Sonrasında “Allah akılı, insanı, doğayı, evreni vb… kısaca herşeyi yarattı. Bizler ise O’nun yaratmış olduğu akıldan mantık yürüterek O’nunla niçin diyaloğa giremediğimizin cevabını istiyoruz.” sözü de sanırım bir yanlış anlama, yazımda “Bize şah damarı kadar yakın olan Allah, mesajını iletmek istiyorsa neden araya peygamber, kitap, alim, hoca, derviş, şıh vs koyar” demiştim. Yani mesaj iletmek isteyen Allah ise onun bizimle konuşması gerekir, bizim onunla konuşmamız değil.

      Allah’ın sıfatlarından biri olan “her şeyi gücü yetmek” yarattığı kula mesajını saf, temiz ve kaynağından ulaştırmayı da kapsamalıdır ki, biz Allah’ın mesajını alimden, hocadan ya da anadilimiz olmayan, dilimize çevirildiğinde, çevirinin doğası gereği anlam kayıplarına uğrayan bir kitaptan öğrenmeyelim. Ya da hayatları boyunca bu kitaba ulaşamayan insanlar da Allah’ın mesajına ulaşsınlar ve onlar da Allah’ın ilmiyle hemhal, yani bir olsunlar. Bu Allah’ın “adalet” sıfatına daha uygundur.
      Sözüm şu ki, Allah mükemmeldir, bu yüzden mesajı iletme şekli de mükemmel olmalıdır. Bu tip eksiklikler maalesef konunun gerçekliğine gölge düşürmekte.
      Sevgi ve saygılarımla.

  8. hz.said nursi’nin külliyatı yerine islamın klasik kaynak eserlerini okumanızı tavsiye ederim. bunun sebebi hz.said nursi’ye olan bir düşmanlık ya da saygısızlık değildir.

    hz.said nursi, klasik islam geleneğinde olmayan bir şeyi yapmış “ispat”a yönelmiştir. külliyatı da sanıldığı gibi kur’an tefsiri değildir. kendisi kur’an’ın maddi ve manevi tefsirleri olmak üzere iki tür tefsiri olduğunu ve külliyatının manevi tefsir olduğunu iddia etse de aslında bilinen odur ki tefsirler ancak “rivayet” ve “dirayet” tefsirleri olmak üzere ikiye ayrılır. ve söz konusu külliyat tüm ayetleri değil bazılarını açıklamaya çalıştığı için zaten bir tefsir değildir.

    peki ispat edebilmiş midir? tabii ki hayır. ispat edebilir mi? tabii ki hayır. ispat zaten imtihan sırrı’na ters bir durum.

    hz.imam gazali(r.a.), sorgulama konusunda zirvedir. el münkidu mineddalal isimli eseri mutlaka okunmalıdır.

    islam alimi olarak nam salmış insanların klasik islam öğretileri incelenirse mutlaka bir bakış açısı elde edilebilir. unutmamalı ki alimler bazı sırları zaten halka açmamışlardır. o sırlara da ancak onların satır arası bilgilerinden yola çıkılarak ulaşılabilir diye düşünüyorum. temel kural, bilinen hiç bir hadis’i şerif’i reddetmemekte yatmaktadır. sırlara ancak sırların sahibinin söylediklerinden yola çıkarak ulaşılabilir.

    bu sizin sorduklarınız kanımca “sır” kapsamındaki konulardır. yolun sonuna gelinirse belki sırların bir çoğu yine kapalı kalacaktır ama asıl yurt ahiret yurdudur ve Allah (c.c.)dilerse o sırlar orada anlaşılacaktır.

    burada hz.imam rabbani(r.a.)’ın bir mektubunda (mektubat) yazdıklarını belirtmek isterim. (441.mektup)

    “Daha önce, Kur’an cümlelerinden bazılarında tereddüd hâsı oldu. Onların tatbikinden aciz kaldım. Allah’ın inayeti ile, o vesveselerin definde nefsime şöyle demekten başka çare bulamadım:

    -Gerçekten sen, bu Nazm-ı Kur’ani’nin Allah kelâmı olduğunu biliyor ve inanıyor musun, yoksa inanmıyor musun?

    Şayet inanmıyorsan, bahis dışısın ve kâfirsin… Eğer inanıyorsan, kusur senin anlayışındadır; Kur’an nazmında değil. Zira, yerin ve semaların yaratıcısı Halikın kelâmıdır. Akılları ve idraki yaratan zatın kelâmıdır.

    Vakta ki, yüce Sultan Hakkın fazlı ile Allah kelâmının hakikatına iman hâsıl oldu; o vesveseler dahi, izmihlale uğradı; kaybolup gitti. Tereddüdden dahi necat buldum.

    Şu anda ise, Allahu Teala’nın fazlı ile iş o dereceye ulaştı ki, Kur’an nazmından yana, bir yerde benim için, idrak kusurundan dolayı bir tereddüd mecali olsa, o yer Kur’an’a imanın artmasına sebep olmaktadır. Yine bu tereddüd, Kur’an’da icazın zuhuruna sebep olmaktadır.”

    Allah (c.c.) hepimizi o zatlar gibi iman sahibi olan kullarından eylesin. amin.

  9. Davetinize icabetimiz geç oldu, kusurumuza bakmayın olur mu 🙂
    Öncelikle blogunuz hayırlı olsun, hayırlara vesile olsun inşallah. Temamız aynı, tema ile ilgili takıldığınız, sormak istediğiniz yerler olursa bildiklerimizi memnuniyetle paylaşırız, bilginize..
    Ve evet, gelelim diğer konuya..Bilgili olduğumuzu dile getirmişsiniz, estağfirullah diyelim, bilmediklerimizin yanında bildiklerimiz deryadaki damla bile etmez, güzel bakışınız olmuş sadece sağolunuz.
    İslam teslim kökünden gelmektedir. Müslüman olmak teslim olmaktır. Nedensiz, niçinsiz Allah’a (c.c), Peygamberlere, Kur’an’a ve içindekilere inanmak, kalp ile tasdik edip, dil ile de söyleyebilmektir. Allahu Teâla hikmet sahibidir. Kainatta öyle bir düzen kurmuştur ki, tesadüfe yer yoktur. Her şeyin bir sebeb-i hikmeti vardır. Bir yaprak düşse ağaçtan sebeplidir, belki bir tırtılın yemeği, belki bir böceğe korunmak için bir barınak olacak, veya toprağa karışıp toprağı daha verimli hale getirecektir v.b gibi. Denizdeki her bir dalganın dahi bir sebebi vardır..Ancak bizim aklımız sınırlı olduğu için Rabbim tüm bu hikmetlerin sebebinden bizleri sorumlu tutmamış, yalnızca bunu bilmemizi ve inanmamızı istemiştir.Sizin bizleri bulmanız, bizlerin buraya misafir olmamız da tesadüf değildir 🙂 Davetiniz için teşekkürler..
    Ve Allah (c.c) Sübhan’dır. Yarattığı her şey mükemmel ve kusursuzdur. Daha önceden yaşadığım bir durumu paylaşayım sizinle..Yazlık evimizin bahçesinde bolca çiçekler vardı. Her sene gördüğüm, tekrar açan çiçekler. Bir gün hatmi gülleri inceledim. Baktım ki renk uyumları harika, açık pembe koyu pembe ile kullanılmış, beyaz sarı ile renklendirilmiş v.b. Sanki ilk kez görüyordum, çok şaşırdım. Sonra diğer çiçeklere gittim, inceledim. Baktım ki aynı zevk, aynı mükemmellik hepsinde var. İşte o anda anladım ki, bu mükemmellik ve kusursuzluk bütün evrende var. Etrafıma bakıyordum ama görmüyordum, o günden sonra baktıklarımı görmeyi öğrendim Allah’ın izniyle. Baktıklarımıza bakmayıp da görebilsek, bu şekilde odaklanabilsek kainat keşfedilmeyi bekleyen, insanı her an şaşırtan bir kitap gibi..Bir çocuk hatırlıyorum, hayatında ilk kez karınca gördüğünde önce şaşkınlıkla baktı, inceledi. Sonra büyük bir coşkuyla onları izlemeye, takip etmeye başladı. O çocuktan o gün çok şey öğrendiğimi düşünüyorum.
    Çok uzattım değil mi? 🙂 Kısacası şunu söyleyebilirim ki, ben Allah’ın emirlerini sorgulamıyorum, çünkü kusursuz ve hikmetli olduklarını biliyorum.Allah’ın vaadi var, Kur’an-ı Kerim son kitaptır ve kainata kadar bir harfi bile değişmeyecektir. Buna inanıyorum. Ancak şu noktayı belirtmeliyim ki, tasavvuf yolundaki mürşidler ilk başta incelenir ve sorgulanırlar. Başta Abdülkadir Geylani (k.s) olmak üzere diğer büyük alimler bu konuya ehemmiyetle dikkat çekerler. Kur’an’dan ve sünnetten uzaksa, o kişiden uzak durmak gerekir . Ancak eğer doğru kapıdaysanız, bundan eminseniz, o noktada da teslimiyet başlar..
    Bizden bu kadar 🙂
    Allah’a emanet olunuz..

  10. Allah düşüncesi gibi düşünceler, hayali tanrılar her zaman kazıkların en büyüğünü atar insanlara. Keşke bu rüyadan uyansanız. Bu dünyadaki tek tanrının kendiniz olduğunuz anlasanız…

    yazık…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s