Okan Bayülgen – İstanbul ve İnsan – Şehir ve Mimari

İntiharın eşiğine getiren şehir: İstanbul

muhabbet kralı okan bayülgen

Okan Bayülgen, İstanbul’un kendisini intiharın eşiğine getirdiğini söyledi

Perşembe akşamı (17 Kasım 2011) Okan Bayülgen’in Muhabbet Kralı adlı programında konu şehir planlaması, mimarisi ve şehir – insan ilişkisi idi. Saygın mimar ve şehir planlamacılarının konuk olduğu programda İstanbul kenti özelinde şehir, şehrin gelişimi, mimari – şehir – insan etkileşimi konu edildi. Konukların ve Okan Bayülgen’in söylediklerine burada kısa kısa yer vereceğim, alakadar olanlar zaten programı seyretmiş ve fikir sahibi olmuşlardır. Burada daha çok bana çağrıştırdıklarını aktaracağım.

Şehrin içine işlemiş zihniyet

çarpık kentleşme

İstanbul’da yaşayanların zihniyeti değiştikçe İstanbul’da değişiyor

Okan Bayülgen programda yaşadığı kentin kendisini intihar ettirecek seviyeye getirdiğinden dem vurdu. Haklılık payı oldukça yüksek çünkü mekan – insan ilişkisi psikoloji üzerinde oldukça yüksek bir etkiye sahip. Ama işin sırrı, yani Okan Bayülgen’i intiharın eşiğine getiren şehrin aldığı hal değil, o şehri şekillendiren insanların zihniyetindeydi. Yani şehirde yaşayan insanların zihniyeti şehrin yapılarına, sokaklarına, meydanlarına  işliyordu ve bu hal çok da rahatsız ediciydi. Okan Bayülgen’in isyanı bu zihniyete, yani tatsız tuzsuz,  çarpık ve erdemleri değil sadece arzuları yansıtan bir şehirde yaşıyor olmasıydı.

Lüks kafeslerde yaşayan insanlar

Hangi konu ele alınırsa alınsın, taraflar iki kutuba ayrılıyor ve bu iki kutup şu şekilde meydana geliyor: Olması gereken (idealist yaklaşım) – Var olan (mevcut yapı). İstanbul’un şehirleşmesi üzerinden konuşacaksak eğer, dönem dönem çeşitli müdehaleler olsa da daha çok zamanın ruhuna göre şekil almış bir kent. Zamanın ruhunda kastım, o kentte yaşayan insanların zihniyetidir aslında. Dünya görüşü, hayatı algılayışı, sahip olduğu düşünce dinamikleri ve yaşam tarzı ile doğrudan alakalı. Doğal olarak kentte insanların zihniyetindeki düşünceye göre şekilleniyor. Köşe dönmeciliğin, zenginliğin aç gözlülüğün, burjuva özentisi zihniyet kendini boğazda kaçak yalılar olarak gösterirken, yokluktan İstanbul’a gelmiş ve hayata tutunmaya çalışan kalabalıklar da gecekondu ya da şehrin dışındaki yerleşim alanlarında çirkin betonarme yapılar olarak kendini gösteriyor. Son on yılın modası ise kentin dışına modern ve lüks kafesler yaparak yapay bir dünyanın içinde yaşamak eklendi. Kısacası zihnimizdeki düşünceler, arzular,  kentin ruhuna ve şekline yansıyor.

Ruhuna ait bir kent bul

Adeta yamalı bohça gibi olan İstanbul, koynunda beslediği insanların ve onların kurdukları aygıtların (inşaat şirketleri, belediyeler, hükümetin konuya yaklaşımı, TOKİ ve lüks yaşam tutkusu) zihniyeti ve eylemleri ile şekilleniyor.  Özün sözü şehir, içinde yaşayan insanların aynasıdır ve insan değiştikçe kent değişir. Tavsiyem odur ki hissettiğinizle paralel giden bir şehirde yaşayın. Ama korkuyorsanız başkalarının şekillendirdiği şehirde kendinize düşen rolü oynayın.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s