Kadınlar ve Modernizm

Kadının modernizmdeki tolü

Kadın ve modernizm

Kadının modernleşme süreci benim için büyük bir hayal kırıklığı yarattı. Açıkçası bu süreç içerisinde kadın, kendi özelliklerini kaybetti ve giderek erkeklere benzemeye başladı. Hatta şunu söyleyebilirim ki kadın modernleşme sürecinde erkeğin bütün kötü özelliklerini aldı. Bir erkek gibi küfrediyor, acımasız olabiliyor, içki içiyor, uyuşturucu kullanıyor, serserilik ediyor, çapkınlık yapıyor ve haksız yere olsa da asiliğin doğru bir şey olduğunu zannediyor… Bu listeyi daha da uzatabiliriz. Asıl kötü olan ise bu yaptıklarını “özgürlük” düşüncesi ile yapması. Yani bir erkeğin sahip olduğu tüm kötü huy ve davranışları yapabilme yeteneğine “özgürlük” yaftasını yapıştırması ya da bu yanılgıya kapılması.

Sevgi üretim merkezi olarak Kadın

Kadın gibi naif, duygusal, koruyucu, zeka sahibi ve üretken bir varlığın modernizmin sahte özgürlük vaatlerine kapılıp şekil değiştirmesi toplumun tüm dinamiklerini etkiledi. Bugün toplumumuzun acımasız olduğundan, aramızda birçok caninin yer almasından ve sevgisizliğin aramızda kol gezdiğinden yakınıyoruz. Bu durumun asıl nedeninin yani duygusuzlaşmamızın nedeninin sevgi üretiminin merkezi olduğuna inandığım kadınların artık bu fonksiyonu yerine getirmemesindendir. Şevkat, hoşgörü, sevgi, paylaşma, yardımlaşma, mutluluk ve aşk gibi duyguların üreticileri ve toplumun diğer kesimlerine taşıyıcıları kadınlardır. Toplumun diğer bireyleri bunları tüketirler ve ortaya genel toplamda huzur çıkar. Maalesef kadınlarımız alışverişin, gündelik ilişkilerin ve iş dünyasının neferleri olmuşlar ve artık misyonları olan duygu üretimi yerine sistemin değirmenine su taşıyan duygusuz birer bireylere dönüşmüşlerdir. Artık çikolata ve dondurma yiyerek anlık mutluluklarla idare ediyorlar ve aşka inanmıyorlar. Ve tıpkı bir erkeğin kadından nefret etmesi, onu aşağılaması ve yok sayması gibi erkeklerden nefret ediyorlar.

Kadın sistemi değiştirebilirdi ama…

Oysa ki kadın gibi zeki bir varlıktan modernizm sürecini kendine has bir şekilde yaşamasını ve dönüşmesini bekliyordum. Erkeğin (diğer bir deyişle sistemin) kötü özelliklerini kabul edeceğine bunları değiştirip kendi ruhuna uygun ve dünya ile barışık bir tavır sergileyeceğine inanmıştım. Özgürlük ile serbestlik arasındaki farkı bileceğine ve özgürlüğün sorumluluklarımızdan kaçmak değil bilakis onları yerine getirmek için daha fazla hakka sahip olmak olduğunu bizlere de anlatacağına inanmıştım. Maddenin yerine duygunun huzur kaynağı olduğunu ve bizlere hırslarımızından ve ihtiraslarımızdan kurtulabilme yollarının da olduğunu öğreteceklerini sanmıştım. Aldanmışım…

Aşk neden yok?

Aşk işte bu yüzden yok artık yeryüzünde… Onu üreten yegane kaynak artık yok! Kozmetik ürünleri ile mutlu olacağını zannediyor. Ve onun bu dünyadan aldığı en büyük haz, düşmanı olarak gördüğü erkelerden her alanda, fırsatını bulduğunda, geçmiş yüzyılların kompleksini içinde barındıran intikam duygusunu yaşamaktır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s