Adem ile Havva evli miydi?

Başlıktaki sorunun yanıtı: Hayır. Onlar hiç evlenmedi, en azından bizim elimizde böyle bir kanıt yok. Evlilikten kastım da şu, elbette birbirlerinin yoldaşı, hayat arkadaşıydılar. Teknik olarak bakıldığında bir evlilik protitipiydi yaşamları. Ama benim vurgu yaptığım nokta resmiyet ile alakalı. Yani iki şahit, bir de nikah kıyan yetkili. Aman canım ne gerek vardı, onları zaten Allah yarattı diyenler mutlaka olacaktır. Ama bizim atamız olan bu iki mümtaz şahsiyeti Allah bizlere örnek olsun diye neden evlendirmedi? Yani kendisi nikahı kıyabilir, iki melek de şahit olabilirdi. Allah’ın buna gücü yetmez miydi? Ama bu yapılmadı.

evlilik ve aşk

Adem ile Havva cennette yasak ağacın altında!

Evlilik insan icadıdır!

Düşüncem odur ki evlilik insan icadıdır. Bakıldığında bütün yanlarıyla bu böyledir. Araştırdığınızda sizde göreceksiniz ki tamamen mülkiyete dayalı bir kurumdur ve amaç çiftlerin o kutsal duygusu aşkı, sevgiyi yaşamaları için tesis edilmemiştir. Belki de adı bu yüzden “ev”liliktir. Kelimenin kökeninde bile bir mülkiyete işaret vardır. Koca ya da kadın kurumdaki fonksiyonlarını (bu fonkisyonlar duygu ile yüklenmiş fonksiyonlar değildir) yerine getimediklerinde evlilik kurumu ona baskı yapar. Yani koca eve para getirmediğinde, anne çoçuklarına bakmadığında vs. Ama aşk olmasa da evlilik yaşayabilir. Çünkü onun dna sında aşk yoktur. Sadece mülkiyet vardır. Evli olanlar bunu iyi bilirler ama sebebini bir türlü anlayamazlar sevdiklerini adamın ya da kadının neden evlendikten sonra değiştiklerini. Çünkü onlar bir kurumum memuru gibi sadece üzerine düşen görevi yerine getiriler ve bu kurumda aşka yer yoktur. Hatta aşk bu kurum için bir tehdit unsurudur, onu her an yıkabilecek.

Aşk isyandır!

Aşk kökeni itibariyle isyankardır, uyumsuzdur ve yıkıcıdır. Kural tanımaz, dünyevi şeyler onun için önemli değildir. Ama evlilik tam bir kurallar ve düzen silsilesidir ve işte bu yüzden evlilik bünyesindeki aşkı kısa sürede kapı dışarı eder.

Reklamlar

12 responses to “Adem ile Havva evli miydi?

  1. yazdıklarınıza katılıyorum…hele de aşk ile evliliğin birlikteliğinin mümkün olmaması konusunda hak veriyorum…yüreğinize sağlık

  2. merhaba arkadaşım! evlilik ve aşkla ilgili tespitlerine saygılıyım. ama kişisel algım tam tersi… hasarlı zihne ve esir karakterlere sahip olan(!) evlilik ve aşkı yaşayamayacağı kanaatteyim. havva ve ademe gelince, ilk insan onlarmıydı bilmiyorum! ama evrim teorisi bana hitap ediyor… üstelik kuran rogramınada ters düşmüyor… .ilerleyen günlerde sen arkadaşımla saygı üzere detay konuşmak dileğiyle…

  3. dusuncelerinize katiliyorum.Aile kurmak da bir cesit topluluk baskisi.herkes anne baba olmak zorunda degil.herkes aile kurmak zorunda da degildir.bunun cikis noktasi muhtemelen erkeklerin cok ciftlesme icgudulerinin kontrol alinmasi ile ilgili bile olabilir:) isin latife kismi :))
    Saygilar,

    http://www.cahilliklerkitabi.com

    • Değer verip yazımı okuduğunuz için, zahmet edip yorum yazdığınız için teşekkür ederim.
      Latifeniz evlilik kurumunun yerine getirdiği fonksiyonlardan bir kısmını da kapsamaktadır. Bir diğer sonucu da insan denen varlığı özgürlüğünden mahrum bırakmak ve daha kolay yönetilebilir hale getirmek. Ki kolayca yönlendirilebilsinler diye.

  4. En basit haliyle evlilik, beraber yaşayacak çiftlerin bunu yetkin kişiler eliyle ilan edip beraber yaşamaya başlaması olmalı herhalde. İki kişilik hayatın kurumsallaşması başka deyişle.
    Sizin Adem-Havva örneği evlilikten çok nikah ile ilgili. O bir kere yapılır, evlilik ise yürüdüğünce yaşanır.
    Bu basit yapı, örf-adet vs. ile eklenerek çetrefilli hale geliyor tabiki.
    Aşkı herkes başka başka yaşıyor. Bu yüzden tek bir tanımı yok.
    Ben evlilikte aşk değil sevgi-saygı-muhabbet üçlemesi diyenlerdenim.
    Bu şekilde sürekli lezzetli ve kabul edilir oluyor.
    Herkes demiş ben de diyim, fikirlere saygım sonsuz :’)

    • Aslında aşk, içinde sevgiyi de barındırıyor, ancak evlilik maalesef sevgi dahil hiçbir duyguyu sevmiyor. Onun varsa yoksa derdi kurallar, ego gibi sadece kendi varlığını sürdürmeyi dert ediniyor.

  5. meraba,

    öncelikle evlilik insan tarihinin belki de en gizemli noktası. çünkü tarihi incelediğimizde insanların en başından beri evlenmediklerini biliyoruz; ama tam olarak ne üzerine ve ne zaman evlenmeye başladığımızı bilmiyoruz. hemen bütün kültürlerde ilk evliliğin ne üzerine gerçekleştiğini bildiren mitolojik hikayeler var; fakat islam’ da ve diğer ibrahim dinlerinde bu yok. Adem’le Havva’ nın hayatlarını diğer peygamberlerinkine oranla çok daha iyi biliyoruz, ne yaptılarsa anlatılagelmiş zaten- bu bağlamda evet ortada bir nikah yok. bunun sebebini de ben kendimce şöyle açıklayabilirim:

    evlilik gibi bir kurumun biz insanlarda olması çok-tek eşlilikle ilgili bir şey. evrimsel olarak düşünelim. biz insanların evrimi otçul’ dan etçil’ e doğru. en yakın akrabalarımız olan büyük primatlar polijindri dediğimiz bir cinsel sistemle ürerler. harem usulü diye açıklayabiliriz bunu, bir erkek ve birçok dişi. ancak bu çok riskli ve yorucu bir sistem, özellikle erkeklerin yaşayabilmek için birbiriyle muazzam rekabetini gerektiriyor. ama monogami, yani bire bir gibi bir sistem sayesinde toplum enerjisini başka yerlerde kullanabilir, cinsellik için çatışmak yerine besin bulmak gibi, sonuçta daha fazla erkek daha fazla kas gücü demek. e, bu durumda bizler köklerinde, dolayısıyla içgüdülerinde harem olan bir türüz ve bu içgüdüler erkeklerimizi birden fazla kadın istemeye yöneltiyor.

    bir mağara adamı topluluğunu düşünün. bütün erkekler çalışıyor, avlanıyor; ancak içlerinde güçlü olan biri veya ikisi bütün kadınları alıyor. bu durumda diğerleri neden avlansın ki? gidip sürü dışında birey olarak da yaşayabilir. nitekim kurtlar ve diğer birçok avcı hayvan bu yüzden monogami sistemini geliştirmiştir. her erkek bir dişiyi alır. ama insanlar primat kökleriyle içgüdüsel olarak monogamiyi kabul etmezler, evlilik kurumu da bunu güvenceye alır. başa dönersek eğer, ademle havva’ da böyle bir garantiye ihtiyaç yoktur çünkü ortada bir başka kadın yoktur. zaten adem’ le havva’ nın hikayesinin hiçbir yerinde evlilik lafı geçmez. tüm dünyadaki ilk kadın-erkek mitlerinde de evlilik yoktur, evlilik hep sonraki kuşaklarda ortaya çıkar.

    • Değer verip yazımı okuduğunuz için, zahmete girip yorum yaptığınız için, üstüne yetinmeyip takip ettiğiniz için öncelikle teşekkür ederim.
      Aslında yazımda vurgulamak istediğim çok eşlilik veya tek eşlilik değil, evlilik kurumunun aşk duygusu ile ilişkisi ve aşk yaşayan bireylerin kurduğu bir kurumun toplumsal yaptırım gücünü gözler önüne sermekti. Bu bağlamda çok eşlilik, aile, harem gibi yapılar da evlilik kurumu gibi toplumsal ihtiyaçtan doğmuş uygulamalar.
      Düşüncem odur ki, insanoğlu ihtiyaç üzerine kurduğu, geliştirdiği, icat ettiği ve araç olarak kullandığı evlilik gibi toplumsal kurumları fonksiyonlarını yitirse bile kullanmaya devam ediyor ve geçmişte işe yarayan kurumlar zaman ilerledikçe sorun yaratsa da gelenek olduğu için sık sıkıya bağlı kalınıyor.

      • yazında savunduğun fikrini anladım. demeye çalıştığım şu, evlilik bir gelenektir, bu doğru; sosyolojik açıdan ne derece gerekli bir kurum olduğu da tartışılabilir. ancak evlilik kurumunun bir de biyolojik ve psikolojik yönü var ki bu kurumdan vazgeçmenin insanı nasıl etkileyeceğini bilemeyiz, ben de bunu demek istiyorum. yoksa savunduğun şeyler elbette doğru.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s